 |
Kargo'dan Biri Olmak
Koray, Serkan, Selim ve Burak'ı aldım karşıma. Dedim, "Kardeşim
anlatın bakalım, niye ayrıldınız, niye barıştınız, birbirinizde neye
gıcık oluyorsunuz, kadınlarla ilişkiniz nasıl, hayalleriniz,
sırlarınız..." Onlar da konuştu, vallahi konuştu...
Koray'ı Özel Doğuş Lisesi hazırlık sınıfından, tıfıl çocukluk
zamanlarından hatırlarım. İngilizce öğretmeye koşullanmış
öğretmenlerimiz her sınıfa girişte "Ooo, what a handsome boy, ("Ne
yakışıklı bir oğlan") der, ben arka sıralara bakıp kimi kast
ettiklerini anlamaya çalışır, göremezdim masum, gözleri kapalı bir
kız olarak. O gün bugündür de, liseden beri nasıl olduysa hiç
karşılaşmadık Koray'la. Röportajda görünce anladım "handsome boy"un
o olduğunu ama bu kez yanında üç tane daha "iyi, yakışıklı, sakin,
hızlı" erkek vardı. Bir de yeri göğü inleten bir cover albümü vardı
fonda akan, "Yıldızların Altında" diye. Nostaljiden kimler yok ki
"Sen Ağlama"lar, "Öyle Sarhoş Olsam Ki", "Ağlama Değmez Hayat"lar.
Cover yapma fikri ilk Serkan'dan çıkmış, sonra barlarda cover
çalarken çok eğlenmişler ve şirketleri Avrupa Müzik teklif etmiş,
yapmışlar, iyi de etmişler. "Niye cover?" diye çok soruldu,
saldırıldı onlara, onlar da kendilerini çok iyi anlattılar, o yüzden
sormadım ben bir daha, albüm konuşuyor ve coşturuyor ne de olsa
yeterince. Duymadıysanız alın...
OKUYUCUYA ÖNEMLİ NOT: Bu yazıdaki bazı cümleler sadece espridir,
kahkaha seslerini duymadığınız için ciddiye almayın lütfen, çocuklar
hakkında orada burada ileri geri konuşup, gereksiz gazete başlıkları
yaratılmasına da sebep olmayınız lütfen sayın okuyucu.
- Önce Koray'dan
başlayalım, ne de olsa o ön planda, onu kıskanıyor musunuz?
SERKAN: Kıskandığı yerde
kalır mı insan?
SELİM: O kadar büyük bir ilgi
var ki belki o bizi kıskanıyordur.
SERKAN: Evet, ben çok rahat sokaklarda yürüyüp büfelerden,
ayran tost falan alabiliyorum ama eminim Koray bunun eksikliğini
hissediyordur.
KORAY: Evet, şöyle Barış
Büfe'den ağzımın tadıyla ketçap fışkırtarak hamburger yiyemiyorum.
BURAK: Boğaz'da bir vapur
gezisine çıkamıyor!
KORAY: Demin metroya bindik,
bayağı güzel resim olduk örneğin.
SERKAN: Bir anda, bir ortamda
30 kafanın birden dönüp sana bakması yeterince zor olsa gerek,
önemli bir baskıdır.
KORAY: Örneğin, rahat rahat
burnunu karıştıramıyorsun!
- İlişkilerde de
ayrılırsın, sonra yapamazsın, tekrar başlarsın ama hiç ilk günkü
gibi olmaz. Siz 4 yıl ayrı kaldıktan sonra tekrar bir araya
geldiğinizde aynısını nasıl yakaladınız?
KORAY: Farkı, bizde seks yok.
O yüzden kolay oldu.
SELİM: Koray solo
çalışmalarını yaparken, biz de yapımcılık yaptık üçümüz ama insanda
ister istemez bir boşluk oluyor o arada. Grup bilincinden
uzaklaşıyorsun çünkü. Başka bir bilince geçiyorsun.
SERKAN: İlk başta büyük bir
rahatlama oluyor, 10 yıllık bir ilişkin bitmiş gibi, gidip diğer
bütün gruplarla çalmak istiyorsun ama sonra eksiklik ortaya çıkıyor,
sahneden inip işin mutfak kısmında olmak derin sıkıntı yaratıyor.
BURAK: Sevgilinden ayrılıp
barıştığın zaman, eğer o sevgilinin ne kadar kıymetli olduğunu
anlamışsan eskisinden daha iyi olma ihtimali de var.
- Peki nasıl bir
ayrılık ve nasıl bir birleşme oldu, son sözler ve ilk sözler adına?
SERKAN: O kadar kolay ve o
kadar kolay oldu ki!
KORAY: Son sözler diye bir
şey yoktu zaten. Biz birbirimize söyleyemedik ki ayrıldığımızı. Solo
albüm çalışmaları sırasında da "Peki Kargo?" diyorlardı, ben bir şey
söyleyemiyordum, dağıldık falan diye. Büyük olaylar olmadı, her şeyi
oturup konuştuk, medeni bir şekilde bitti.
SELİM: Aramızda konuşuyorduk,
birleşelim mi birleşmeyelim mi diye. Bir akşam kendiliğinden
gelişti, Burak'la Koray'ın evine gittik, bir kıvılcım doğdu ve
birleşme üzerine konuşmaya başladık.
KORAY: Bir de müzik
birleştirdi bizi, çalmak ve eğlenmek istiyorduk.
- Siz ilk
çıktığınızda, 96 yılında, bu kadar çok grup yoktu, şimdi çok fazla
grup var, ne olacak bunun sonu?
SERKAN: Dinleyenlerin sayısı
artmadı bence. Türkçe olan alternatif müziği kabul etmeye
başladılar. Burak'ın bir fikrine katılıyorum: Rock müziğin yükselişi
diye bir şey yok, pop müziğin çöküşü var.
KORAY: Yıldızlar tek
başlarına çok kolay yaşıyorlar zaten. Grupların yaşaması çok daha
zor. Bence burada plak şirketleri o grupları çıkarırken o grupların
yaşayacakları bir hayatları olduğunu düşünmeli. Sistemi oturtmak
lazım. Telif haklarını, televizyonları, mekanları, plak şirketinin
kendi mantığını. Bu sistem oturursa harika gruplar çıkar ve yürür
gider ama sistem oturmazsa 5 sene sonra yine birkaç grup kalır
geride.
- Peki müzik,
kızların gelişini gidişini ne kadar etkiledi? Gelen çok olmuştur da
bu sırada giden de çok olmuş mudur?
KORAY: Sinyalizasyonumuz iyi
çalışıyor.
SERKAN: Kaza falan olmadı
yani.
BURAK: Benim zaten 11 yıldır
sevgilim var, aynı kişi.
SELİM: Aslında çok da
etkilemedi müzik, benim sevgilim yoktu yine yok.
SELİM: Ben evliyim zaten.
SERKAN: Grubun gençleri
Koray'la beniz yani ama ne
kadar hızlıyız o tartışılır.
KORAY: Konser sonrası
tanışmaya gelen kızlar oluyor ama bence biz konser öncesi insana
benziyoruz da konser sonrası bir şeye benzemiyoruz, iç çamaşırıma
kadar terliyorum. Bazen konser sonrası toplu organizasyonlara, bir
grubu dinlemeye ya da bir partiye gittiğimiz oluyor. Hatta bir
keresinde konser sonrasında bir ev partisine gitmiştik ve kızlar
resmen leğenlerle ritm tutarak göbek atıyordu, kaçtık tabii.
- Niye,
hayatınızda hiç göbek atmadınız mı ki?
KORAY: Attık canım. Her Türk
insanının içinde bir arabesklik, bir alaturkalık vardır.
- Peki
hayatınızda hiç yapmadığınız, hâlâ yapamadığınız ne var?
SERKAN: Uçaktan paraşütsüz
atlamak isterdim.
BURAK: Tekneyle dünyayı
gezmek istiyorum.
KORAY: Pek çok şeyi yapmışız
galiba, bu sene çok güzel konserler verdik. Hele bir İzmir
konserimiz vardı ki, unutulmaz...
- Birbirinizde
gıcık olduğunuz özellikler neler?
SERKAN: Burak'ın ağırlığına
gıcık oluyoruz. Onu hiç koşarken görmedim mesela. Selim'in sigara
içişine gıcık oluyoruz. Her durumda hemen sigara yakıyor.
SELİM: Bir yere otururuz, 15
dakika sonra Serkan sıkılınca çeker gider. Röportajı bile bırakır
sıkılırsa.
SERKAN: Koray otobüsle bir
konsere giderken, "2 saat uyuyayım" der, kafasını koyar ve uyur.
Herkes uykusundan derbeder kalkar, Koray yattığı gibi kalkar, hatta
daha da düzenli kalkar, saçları da asla bozulmaz. Tüm bunların
üstüne de "Ben otobüste uyuyamam der!" hep. Gıcık işte!
- Grup dışında
diğer işlerinize devam ediyor musunuz?
BURAK: Evet biz üçümüz zaman
zaman aranjörlük, yapımcılık yapıyoruz yine. Koray sinemaya ağırlık
veriyor.
KORAY: Teklifler geliyor,
sinema heyecanlandırıyor beni. Her sezon dizi teklifi de geliyor ama
şu durumdayken dizi yapamam, haftada 45 gün ona konsantre olamam.
- Sinemaya
cesaret edebilmen, konserlere ve çekim kameralarına alışkın olmana
mı bağlı?
KORAY: Evet, oldukça rahatım
kamera önünde, o yüzden sinema yapmak istiyorum, yoksa oyuncu
değilim. Kameraya klipten, televizyon programı sunuculuğundan dolayı
alışkınım. Zaten konserde, bir şekilde oyunculuk yapıyorsun. Başka
bir ruh halindeyken şarkı ve konser için bambaşka bir ruh haline,
role bürünüyorsun.
- Peki kendinizi
çok kötü hissettiğiniz, hayatınızın en kötü günlerinden birinde
konser vermek zorunda olduğunuz oldu mu?
SERKAN: Konser değil de bar
programı oldu. Çok aşık olduğum sevgilimle ayrılmıştım, bir hafta
olmuştu daha, çok kötü durumdaydım ve bara geldi, en önde başka bir
çocukla oynaşırken gördüm, kahroldum tabii, çalmaya devam ettim
ama...
KORAY: Çok kötü bir gün
olmadı, sevgiliden ayrılma gibi şeyler olmuştur belki ama o
atlatılabilir bir şeydir. Daha ağır bir günde konsere çıkmak zorunda
kalmadım, Allah'a şükür.
-
Peki yalnızken kurduğunuz hayalleriniz?
SELİM: Benim hayallerim
anlık. Formula 1 seyrederken ünlü bir Formula 1'ci oluyorum,
röportajlar veriyorum, öyle şeyler
SERKAN: Ben süper güçleri
olan biri oluyorum ve dünyayı kurtarıyorum. Küçükken de Amerikan
polisi olmak istiyordum.
SELİM: Evet kapıları
kilitlemeden arabadan inerler değil mi, anahtar yoktur ve arabalara
hiçbir şey olmaz.
BURAK: Yelkenli ile dünya
turu istiyorum.
KORAY: Benimkisi pilot olmak.
Neyse ki aldık eğitim Serkan'la.
- Peki Koray,
tek olmak mı, çok olmak mı?
KORAY: Tek başınayken daha
hızlı ilerleyebiliyorsun, evet, hayır diyorsun, grupta ise oturup
tartışılıyor her karar. Ancak tek başınayken hata yapma payın çok
yüksek. Gelen şan, şöhret ve paradan dolayı sapıtma ihtimalin çok
daha fazla.
- Peki Koray,
hayatında sapıtmanı engelleyen, senin dengeleyici unsurun kimdir?
KORAY: Döneme ve duruma göre
değişiyor ama kemiği ailem, ailemin beni yetiştiriş tarzı ve bana
verdiği bilinç ve alt yapı.
-
Karikatürleriniz yapılacak olsa neler çıkar?
SERKAN: Benden porno çıkar.
KORAY: Selim'in iki elinde
iki telefon olur, adam sürekli telefon başında.
SELİM: Burak internet başında
spor haberlerini takip ederken...
SERKAN: Koray da el frenini
çekerken. Adam hep kontrollü.
- Bir sonraki
albüme minik minik hazırlanmalar, kenara atılmış sözler var mı?
KORAY: Evet Selim en son çok
güzel sözler yazdı.
SELİM: Aslında Koray yazıyor
ama benim aklıma bir şeyler geldi yazdım, Koray'a verdim, Koray
kapanacak yakında.
- Çok para
kazandınız mı peki gerçekten bu işten?
KORAY: Kazanılması gerekeni
kazanmadık. Zaten kazandığımız parayı dörde bölüyoruz...
SERKAN: Evet,
popülerliğimizle doğru orantılı bir para kazanmadık. En zenginimiz
Buraktır, hiç harcamaz çünkü. Bakın biz sadece kola içtik röportaj
boyunca, o başlangıçtan, tatlıya kadar bütün mönüyü yedi.
- Birbirinizle
çok dertleşir, özel sırlarınızı paylaşır mısınız?
KORAY: Dördümüz bir aradayken
genelde eğleniyoruz, geyik dönüyor. Dertleşmeyi, birebirken, daha
sakin bir ortamdayken yaparız çünkü grup halindeyken birden alay
konusu olabilirsiniz geyiğin ortasında, o yüzden kimse cesaret
etmez.
|
|
|